Film sesçiliği başlı başına bir uzmanlık alanıdır. Ses mühendisliği ve teknisyenlik konularından ayrı bir branş ve yapıdır. Bu branşın adı Film Sesçiliği olmalıdır. Location Sound=Saha Sesçiliği dahi tam karşılığı değildir bu branşın.

Film Sesçiliği’nin ayrı bir uzmanlık alanı ve branş olarak anılması gerektiği kanaatindeyim özetle.

Çünkü Film Sesçiliği, ses ile ilgili, ses teknolojileri ile ilgili bir uzmanlığın yanı-sıra filmciliği bilmeyi, sinema bilmeyi, drama bilmeyi, filmin diğer unsurları olan görüntü, kurgu, tema bilmeyi ve reji bilgisini gerektirmektedir.

Film Sesçiliği kendi alanı ile ilgili mevcut ses teori ve teknolojilerini, bu teknolojinin doğru enstrümanlarını doğru kullanma ve uygulama bilgisini gerektiren bir branştır. Ayrıca Film Sesçiliği kendine özgü uygulamaları olan; teori ve teknolojinin sahaya, mekana, insana, lokasyona, tematiğe nasıl uygulanması gerektiği bilgi ve tecrübesini de ayrıca gerektirmektedir.

Dolayısıyla Film Sesçiliği başlı başına bir uzmanlık alanı olup bu doğrultuda tanımlanmalıdır.

Özellikle ülkemizde bu konuda ciddi bir bilgisizlik ve duyarsızlık mevcuttur. Herhangi bir ekipman ve herhangi bir eleman kombinasyonu gerçekleştirildiğinde “filmimizi sesli çekebiliriz” sanılmaktadır. Filmin yapımcı ve yönetmenleri dahi ses konusunda yeterli bir bilgiye veya duyarlılığa sahip değildirler. Ses en son öneme sahip bir film unsuru gibi algılanmaktadır! Hatta, sektörün bir kısmının indinde neredeyse film unsuru bile sayılmamaktadır ses ve sesçilik!

Bu cümleyi kurarken kesinlikle abartmadığımdan eminim; çünkü ses, oldum olası “görüntü”nün hükümranlığı altında ve ardılıdır! Ses, görüntünün peşinden koşan sefil bir olgu ve yapıdır sette. Sesi görüntünün öüne çıkarmak veya diğer unsurlarla çatıştırmak adına kurmuyorum bu cümleleri; mevcut durumu betimlemeye çalışıyorum. Bir çok meslektaşımın hala film setinde adeta “zorla ses aldığını” biliyorum! “Kamera tamamsa film tamamdır!”

Günümüzde bu durum değişmektedir yavaş yavaş. İyi Film Sesçilerinin yetişmesi, nitelikli ses şirketlerinin etkisi paralelinde ses’in diğer unsurların ardılı olduğu zannı yıkılmakta ve film sesçiliği diğer unsurların hegamonyasından kurtulup hakettiği öneme kavuşmaktadır. Aynı şekilde yapımcı ve yönetmenlerin de kayda değer bir kısmı sesin önemini kavramaya başlamış bulunmaktadır.

Ses konusunda herhangi bir uzmanlığı bulunan kimsenin film sesçiliği yapabileceği kanısı ve ya sanısı bulunmaktadır. Örneğin adam tonmayster ise, ses mühendisi ise,  miksaj teknisyeni ise film sesçiliği yapabilir sanılıyor. Ya da PA veya televizyon sesçisi bir adam film setine sesçi diye getirilmektedir. Bu durum hem ses unsurunun gelişmesini engellemekte hem de film sesçilerinin işi ve ekmeğiyle oynanmaktadır.

Şüphesiz sesle ilgili bir kimse Film Sesçliği yapma potansiyeline de sahiptir fakat uygulama aşamasında, deneysel bilgiden-tecrübeden yoksunluk bu işin olumlu neticelenemeyeceğini geçmişten günümüze defalarca tescil ettirmiştir sektöre. Potansiyel, salt bilgi ya da niteliksiz bilgiyle yapılabilen bir iş değildir çünkü film sesçiliği. Branşı Film Sesçiliği olup, tecrübesi yıllara dayanan bir Film Sesçisinin dahi karşılaştığı zor koşullar karşısında aciz kaldığı görülmektedir.

Film setinde ses; görüntü, ışık, sanat ve dekor gibi unsurlara hakim olunduğu gibi hakim olunabilecek bir unsur değildir. Görüntü ve diğer unsurlar sette oluşturulduğunda ve tamamladığında kendiliğinden ya da başka etkenlerce bozulmazlar. Buna rağmen sesin ve sesçinin selameti görünen ve görünmeyen bir sürü koşula; görünür-görünmez faktöre bağımlıdır.

Film sesçisi tüm hazırlıklarını bitirip hazır olur. Görünen herhangi bir sorun yoktur. Sahne akar. Fakat sahnenin bir yerinde, oyun esnasında gizli yakaya dokunulur-çarpılır, bir telefon sinyali sarkar telsiz frekansına, bir dış ses-iç ses olur, diyalog üst üste biner binmemesi gereken yerde, bir doğal efektin sesi fazla gelir ve diyaloğu etkiler, telsiz frekans keser, yakında veya uzakta frekans yayan bir takım cihazlar frekansınızı bozar veya sinyaller üretirler, akustik sorunlar oluşur, yönetmen konuşur ya da oyun verir kayıt esnasında(!),  bunların üstüne bir de, “kurguda ve miksajda hallederizcililikler olur”(!) vs vs. Daha daha  sıralayabileceğimiz hakim olunamayan pek-çok sorun meydana gelir sette.

Gerçekten o koşullarla ancak iyi bir teknisyen ya da ses süpervizörü baş edebilir. Kayıt öncesinde gözle görülür-görülmez pek çok tedbir alır sesçi, yine de hakim olamaz zaman zaman sese. Bu sorunsallık sesin ve ses teknolojisinin doğasında var. Kadraja sürpriz bişey girmez; sürprize kapalıdır görüntü ya da resim ama ses savunmasız bir biçimde her sürprize ve kirliliğe-harici ya da “istenmeyen etkiye” açıktır.

Şöyle bir örnekle neticelendirebiliriz bu kısa makaleyi: İstanbul Boğazının kıyısında bir çekim esnasında-tam deniz kıyısında diyaloglu bir sahne çekerken karşılaştığım ve nedenini bir türlü anlayamadığım bir “eko” sorunu ile karşılaşmıştım.

Deniz kıyısında açık havada olduğumuz halde, hava açık ve güneşli olduğu halde ve etrafımızda sesi geri aksettirecek hiç bir şey olmadığı halde oyuncuların sesi yankılanıyordu! Bir taraftan yönetmen ve oyunculara bu durumu açıklamaya çalışırken diğer taraftan 50 tane şüphe içindeydim! Sabahtan beri çalıştığımız bu mekanda öğle sonrası durup duruken oluşan bu ekonun nedenini anlamaya çalışıyordum!

Cihaz kaynaklı bir sorun olup olmadığına baktım önce. Cihazlarda bir sıkıntı yoktu. Sonra oyuncunun tam durduğu yere geçtim ve aynı konumlanışta denize doğru “ses verdim” boşluğa. Sesim geri aksediyordu!

Elimi uzattım boşluğa doğru, boom pole-zeppelin ile, bir takım gereçlerle boşluğu yokladım. Sonunda sesi bize geri aksettiren şeyin; tam kıyı paralelinde oluşmuş bir hava perdesi-hava akımı olduğunu fark ettim.

Meslekte ilk kez ve belki yaşamım boyunca bir daha karşılaşmayacağım bir şey yaşadım ve keşfettim. Bunun gibi saymakla bitiremeyeceğim pek çok keşfi bilgi ve birikime sahip oldum meslek hayatım boyunca. Ve her soruna meslek içi veya meslek dışı çözümler ürettim.

Her film ve proje bizim için özgündür. Senaryoyu mutlaka okuruz ve filmin tematiğine, aksiyonuna, lokasyonlarına,  gerekirse oyuncularına göre farklı ekip-ekipman yapılanması yaparız. Gerektiğinde bir takım icatlar yaparız; standart ekipmanın çok dışına çıkarız ve farklı prodüksiyonların araçlarını set-up’ımıza dahil ederiz.

Özetle, işiyle özdeşleşmiş ve işiyle ilgili melekeler-tecrübeler edinmiş bir film sesçisi ile ses mühendisi aynı şey değildir sette. Dolayısıyla Film Sesçisi ve Film Sesçiliği ayrı bir branş ve uzmanlıktır.

Film Sesçiliği ve Film Sesçisinin en kısa zamanda maddi-manevi olarak hak ettiği değere erişmesi ve harikulade ses prodüksiyonlarının gerçekleştirilmesi dileklerimle…

Bayram Karaman /2008

Popüleritesi hergün artarak devam eden mesleklerden biri de Ses Mühendisliği. Son dönemlerde çok konuşuluyor ama kimse tam anlamı ile ses mühendisliği hakkında net bilgiye sahip değil.

  • Ses mühendisi çalışma ortamları nasıldır?
  • Ses mühendisliği eğitimleri nerelerde veriliyor?
  • Ses mühendisleri ne kadar para kazanıyor?
  • Ses mühendisi olmak için ne gibi yetenekler yada özellikler gerektiriyor?

Bu yazımda sizleri ses mühendisliği mesleği ile alakalı elimden geldiğince bilgilendireceğim.

Ses Mühendisi öncelikle birçok dala ayrılıyor bunlardan bazıları şunlardır.

  • Kayıt Mühendisi
  • Mix Mühendisi
  • Mastering Mühendisi
  • Konser Sistem Mühendisi
  • Akustik Mühendisi
  • Oyun ve Ses Tasarımcı Mühendisi
  • Film,Dublaj Mühendisi

Ses Mühendisi StüdyoGörebileceğimiz gibi ses mühendisliği kendi içinde birçok meslek barındırmakta (Uzmanlık alanlarına ayrılmakta). Genel anlamı ile bir müzisyene “ses mühendisi” sıfatını yakıştırmak yanlış tanımlama olur çünkü ses mühendisi, arka planda hem teknik hem de müzisyen; aynı zamanda dinleyici bakış açısı ile destek sunabilmeye hazır olabilmektir.

Örnek: Bir kayıt mühendisi bir davul kayıt ederken hem müzisyen gibi, hem de bir dinleyici gibi düşünmek zorundadır. Sadece kayıt tuşuna basarak doğru sinyalleri alıp kayda yansıtmak yeterli değildir.

 

 

 

 

Öncelikle yapılacak olan işin tarzını iyi bilmek gerekir,

  • Dünya standartları ve ülke standartları neler?
  • Referans işlerde neler yapılmış?
  • Kitle ne istiyor?

Bunları çok iyi bilmek önemli! Herhangi bir kayıtta dinleyici gibi düşünüp tonlamasını, mikrofonlamasını ve tüm kayıt sistemini ona göre ayarlamak, tasarlamak ses mühendisini normal bir kayıtçıdan ayıran en önemli özelliklerden biridir. Biraz da çalışma ortamlarına göz atalım:

Ses Mühendislerinin Çalışma Ortamları

Çalışma ortamları yöneldiği alana göre oldukça değişkendir. Kabaca: saha ve studyo ofis ortamı olarak ikiye ayırabiliriz. Bunlar da kendi aralarında birçok bölüme ayrılmakta

  • Kayıt studyosu
  • Mix Studyosu
  • Mastering Studyosu
  • Film Studyosu

Konser Sistemleri Mühendisi FestivallerAçık hava konserleri gibi açık alanlarında, akustik mühendisi ise stüdyo yalıtımı, ofis yalıtımı, cami yalıtımı, Konferans salonları vb. gibi alanlarda görülebileceği gibi yoğunlaşmış olduğunuz alana göre değişmekte.

Ses Mühendisi Tonmaister

Ses Mühendisi Olmak İçin Hangi Özelliklere Sahip Olmak Gerekir?

Öncelikle işimiz ses o yüzden duyu organlarımızın doğal olarak sağlıklı olması gerekiyor. Sadece stüdyo ortamının olmadığı ve her işte olduğu gibi bu meslekte de dezavantajların olduğunun bilincinde olmamız gerekmekte.

Birkaç örnek verecek olursak, bir tiyatro sahnesi için programa yetişmesi gereken acil bir iş gelmiştir ve zamanınız çok kısıtlı olsun. Eğer sektörde tutunabilmek istiyorsanız piyasada benim prensiplerim var ve bu saatler aralığında çalışırım, şu tarihte teslim ederim diyebilme lüksünüz yok.

“Neden yok?” diyecek olursak sizin gibi aynı işi yapan alaylı alaysız binlerce insan var. Biraz ses mühendisliğinin evrensel tanımından çıkıp Türkiye koşullarına göre tanımlamak istiyorum. Bu yüzden gelen her işi elinizden geldiğince yetiştirmek zorundasınız. Bu da beraberinde yorgunluk ve uykusuzluk getirmekte.

Peki büyük konserlerdeki tonmaister ve konser sistemleri mühendisleri ne yapsın? SoundCheck ile başlayan gün daha sonrasında çıkan aksaklıklarla beraberinde uykusuzluk… Bazen 1 hafta süren festivaller yada sanatçı turnelerinde  günde 1-2 saat uykuyla çalışan arkadaşlarda mevcut. Medyaya yansıdığı kadarı ile artistik karışık bir mixer görüntüsünden ibaret değil ?

Ses Mühendisi Sahne

Ses Mühendisleri  Ne Kadar Para Kazanıyor?

Gelelim herkesin merak ettiği ses mühendislerinin ne kadar para kazandığı konusuna yine en başta üzerine basa basa söylediğim gibi yönelmiş olduğunuz sektörle doğru orantılı.Kişi kendi girişim bilgi ve becerisiyle alakalı olduğundan net bir rakam vermek yanlış olur.

Kendisini geliştirmiş iyi bir ses mühendisi başlangıç olarak ortalama asgari fiyatın 2-3 katı diyebiliriz her ses mühendisi bu fiyatlara başlangıç yapabilir diyemeyiz sadece kendini geliştirmiş girişken ve işi beğenilen yöneldiği alana göre değişkenlik gösteren bir ortalama tutardır.

Ses Mühendisi Mix

Sizlere önerim eğer gerçekten ses mühendisi olmak istiyorsanız en başta dikkat etmeniz gereken tecrübe sahibi olmuş sektörde olan insanlardan destek almak.Sektörde aktif çalışan bir ses mühendisi ile tanışıp birkaç gün yanında bir asistan gibi beraber vakit geçirmek bu yöntem ile daha seçim yapmadan ilerde nelerle karşılaşacağınızı siz uygun bir meslek olup olmadığını önceden görmüş olacaksınız.

Bu araştırmalar sonucunda meslek için hala uygun aday olduğunuzu düşünüyorsanız ülkemizde ses mühendisliği eğitimi veren devlet tarafından tanınmış denetlenen bir kuruluş bulunmamaktadır. Bazı devlet üniversitelerinde müzik teknolojileri eğitimi verilmektedir bu tür yerleri de araştırabilirsiniz.Ya da sizleri alaylı olarak sektörden yetiştirilmeye yönlendirebilir veya direk parasını ödeyip yurtdışında eğitim almanızı söyleyebilirim.

Özkan Meydan | Ses Mühendisi

Hani derler ya; “Sanatçı olunmaz sanatçı doğulur” diye!

Nihayet kavram değerini buldum bu deyişin: ‘Estetik zeka’

Her sanat eseri ve unsurunun bir estetik kaygısı vardır mutlaka. O estetik kaygının kaynağı estetik zekadır.

Failine göre her sanat eserinin bir estetik kaygısı, bir ‘altın oran’ kaygısı da mutlaka vardır. Sanat ve sanat eseri her ne kadar rölatif olursa olsun, insan zekası ve anlayışında genel olarak beğeni görür veya görmez. Görecelilik bir yana bırakıldığında da, sanat eserinde mutlaka bir estetik kaygı ve zeka görülecektir.  Sanat eseri görecelikten gayrı olarak ya olmuştur ya da olmamıştır sanatçısı ve izleyicisi nezdinde.

İnsanın kendi heves ve hevası veya egosu doğrultusunda ortaya ‘sanat eseri’ diye koyduğu ve hatta dayattığı pek çok şey maalesef hiç bir zaman sanat eseri olamamıştır. Yine insanın hiç bir kaygı gütmeden ortaya koyduğu pek çok şey de, gün gelmiş, sanat eseri ve eser olarak kabul edilmiştir. Sanatçının dehası ve zekasına imrenilmiştir. Hatta öyle eserler ve sanatçılar gelip geçmiştir ki mimari, resim, müzik, devasa mimari yapılar ve türevi eserlere akıl erdirilememiştir.

Sanat eseri dediğimiz şey bir fotoğraf karesi de olabilir, bir resim, bir film, bir müzik eseri, bir yapı, bir gereç veya sıradan sanılan işler dahi olabilir.

Sanatçılık iddiası olmayan insanlarda da sanat ve sanatçı ruhu veya estetik zeka, yaşamın pek çok alanında göze çarpar. Bir arabayı park edişten, bir eşyayı konumlandırışa kadar her işte kendini gösteren bir durumdur estetik, estetik kaygı veya estetik zeka. Yani ruhunda, algısında, anlayış derinliğinde sanatçı olan pek çok insan vardır sanat üretmese de-sanatçı olmasa da. Tıpkı sesi ve müzik yeteneği olup da hiç bir zaman müzik adamı olmayı aklından geçirmemiş insanlar gibi. Veya mimari yeteneği olup da mimariyle uzaktan yakından ilgisi olmaması gibi bazı insanların. Yahut yaşamı boyunca bir tek resim yapmamış ancak iyi bir ressam kadar resimden anlayan bir insan gibi, vs.

Evet, tümünde olmasa da insanların bir kısmında bir estetik zeka ve güzellik algısının had safhada olduğu görülmektedir. Buna rağmen, insanların ekserisinde güzellik algısı yoksunluğu ve eksikliği de, izlediğimiz bir durum ve olgu olduğu halde tanımlamakta zorlanıyordum kendi adıma. Belki başkalarının çoktan keşfettiği bir kavramdır ‘estetik zeka’ kavramı, bilemiyorum. Ama ben yeni keşfettim!

Bir kameraman olarak, diğer meslektaşlarımın neden doğru perspektif, ışık, derinlik ve ölçek-oran-ı bulamadığını-veremediğini hayretle izler ve merak ederdim. Sanıyordum ki tüm bunlar çalışarak öğrenilen şeylerdir ve bu insanlar yeterince öğrenememişler. Meğer çalışarak kazanılan kısmının ötesinde, fıtrattan gelen bir derinlik imiş güzellik algısı veya estetik zeka ve kaygı. Sonradan anladım.

Bir oyuncunun oynadığı karakteri tümleyemeyişi, özümseyemeyişi, karakterize edemeyişi ve buna rağmen çok iyi karakterize ettiğini zannetmesi, oyuncuyu yöneten yönetmenin karaktere ve filme -koşullar sayılmazsa- neden hakim olamadığı, bir müzisyenin neden aranjesini  bir matematik işlemi gibi, bir nakış gibi yeterince armonik ve estetik yapamadığı; “şöyle yapılsa olacaktı aslında” diye çaresizlikle izlediğimiz her kişinin ve üretinin yoksun olduğu şeyin nihayet nedenini anladım! Estetik zekadan ve sanatçı ruhtan yoksunluk..

Sadece sanat değil, bir eşyayı konumlandırmak, bir çiviyi çakmak ve çekici tutmak, kazmayı vurmak bile bir estetik zekaya; anlayış derinliğine muhtaç imiş meğer.

Nasıl ki duygusal zeka, matematik (sayısal) zeka varsa aynı şekilde bir estetik zekanın var olduğunu anlamış oldum.

Velhasıl, bir sanat erbabının tematik ya da nesnel üretisinin başarısında estetik zekanın varlığı, başarızlığında ise estetik zekanın yoksunluğu olduğu gerçeği görülmektedir. Keza bir duvar ustasında dahi aynı estetik zekanın varlığı ve yokluğu sonucu belirleyicidir.

Öte yandan, neden çokça ciddi ve kalıcı işler yapamadığımızın da açıklamasıdır bu durum. Salt nesnel üretide değil, nesnel üretinin tematik-tasarım boyutunda da aynı yoksunluğun belirtileri ortadadır. Estetik zekanın bütünleyiciliği ile ancak ortaya sanat, sanat eseri veya alelade işler güzel ve yerli yerinde yapılabilmektedir ancak. Estetik zekadan yoksunluk her türlü teşebbüs ve üretiyi güdük bırakmaktadır

Zeka ve ahlak aklın çocuklarıdır. Asalet atadan ve soydan nasıl gelirse, estetik zeka da varlığını dikey olarak akıldan alır kanaatindeyim; anlayış derinliğinden ve ahlaktan beslenir estetik zeka yatay olarak da. Akıl ise ruh, gönül ve insanın bütünlüğüne dayanır. Yani insan aklı ve zekası kadardır. İnsanın işi ve üretisi de kendisi kadardır.

Bu durum, aklın belirli bir yönü ya da tümelliğiyle ilgilidir belki. Ya aklın estetik, letafet tarafı çok önde olacak veya akıl tümel bir akıl olacak ki ‘en güzeli’ fark etsin, talep etsin ve esere getirsin.

Özellikle film sektöründe bu kavramın varlığı ve varlık değeri rahatlıkla fark edilebilir. Çünkü film gerçekliğin veya gerçeklik kesitlerinin canlı ve dinamik re-prodüksiyonudur. Birebir yaşanmışlığa dayanmasa da senaryo ve film; yaşamın canlı bir kesitinin canlandırılmasıdır. Senaryo, reji, ışık, görüntü, ses, kostüm, perspektif, mekan, mekanın kullanımı, derinlik, devamlılık-ardışıklık-süreğenlik, aksiyon, uzamsal ve tematik gerçeklik, tematik gerçekliğin bütünlüğü, çelişkisiz ve kusursuz devamlılığı, kurgu ve sonuç… Bunların tamamı tam bir ‘estetik zeka’, anlayış derinliği veya tümel aklı gerektirmektedir.

İzlediğimiz pek çok filmin ana karakterleri dahil olmak üzere; ‘karakterlerin süreğenliği, karakterin tezatsız oyunculuk devamlılığı ve karakterin kendi içinde çelişkisiz bütünlüğüne ve gerçekçiliğine dair sorunlar’ olduğunu görürüz. Keza teknik ve teorik bütünlük olarak da aynı şekilde çokça hata, tutarsızlık ve çelişki mevcuttur prodüksiyonların çoğunda.

İşte bu durum, estetik zekası olmayıp; estetik zeka ve liyakat gerektiren işlerin estetik zekadan yoksun insanlar tarafından yapıldığı gerçeğini ortaya koyar. İnsanların bu yoksunluklarıyla iş, üretim ve sanat yapmalarının sonucudur bu tür sonuçlar.

Velhasılı kelam estetik zeka, sanatta ve hayatta kilit konulardan biri olsa gerektir. Estetik zeka sadece sanatçılarda değil, siyasetçilerde, devlet yönetenlerde, bürokraside, kamuda, bayındırlıkta ve dahi amelelikte olmak üzere her alanda elzemdir. Günümüzde şehirlerimizin, köylerimizin ve kasabalarımızın estetik zekadan yoksun olarak tasarlandığı; iş tutan ve üreten insanların büyük çoğunluğunun estetik zekadan yoksun olduğunu acıklı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Estetik zeka yalnızca sanatta ve sanatçıda lazım olan bir şey değildir; istisnasız bütün insanlarda kaçınılmaz olarak olması gereken bir olgu ve meziyettir. Bu bağlamda estetik zeka eğitim müfredatlarının içinde olması kaçınılmaz bir konudur. Salt üretide değil, yaklaşımda ve davranışta da estetik zeka olmalıdır insanoğlunda.

* “Muhakkak ki Allah güzeldir ve güzel -olan şey-i sever” gerçekliğinde olduğu gibi, güzel ve güzellik olgusu aslında yaşamın ve insanın olduğu her yerde aranan ve umulan bir durumdur.

Estetik, güzellik, sanat, anlayış, davranış, zeka, akıl, anlak, ahlak ve bilgi bir bütün olarak olsa olsa güzelliğe ram edilmiş olmalıydı bütün dünyada; güzeli çirkinden-iyiyi kötüden ayırt edici olmalı idi..!

*(Hz. Muhammed A.S. – Müslim 91)

Bayram Karaman / 2010

Film çekmek zordur ve çekimler sırasında pek çok hata gerçekleşir. Bu hatalar çoğu zaman sahnenin tekrar çekilmesine ya da kurguda hatanın çıkarılması ile sonuçlanır. Fakat bazen hataların hepsi temizlenemez.

Her ne kadar son yıllarda bazı yerli yapımlar film yapmak kolay bir şeymiş gibi gösterse de, ‘iyi’ bir film yapmak oldukça zor bir iştir. Işık, senaryo, oyunculuk, hikaye, efektler, kurgu… Her şeyin kusursuz bir şekilde gerçekleştiğini bilmek kolay değildir. Bu nedenle bazı filmlerde film ekibinin fark edemediği, fakat izleyenlerin ‘Bunu nasıl gözünüzden kaçırabildiniz?’ dediği hatalar olur.

İşte bazı ünlü filmlerdeki ekibin gözünden kaçan fakat seyircilerin gözlerinden kurtulamayan hatalar:

1- Gone with the Wind

Sahnede arkadaki kadının bir gaz lambası taşıdığını görüyoruz. Fakat gaz lambasının ‘şarjı’ bitmiş olacak ki nedense arkasından bir kablo sarkıyor.

2- Gladiator

Efsane Gladiator filminde savaş arabaları ile ne kadar güzel ilerl… O da ne? Meğer çok yakmasın diye savaş arabalarına tüp takmışlar.

3- Twilight

Bir nesle vampir olma hayali kurdurtan Twilight filmindeki bu sahnede de başrolümüz Bella’nın sesi çıkmadığı için kendine bir sesçi tuttuğunu görüyoruz.

4- Finding Nemo

İlk fotoğrafta kayıp ufaklığın fermuarlı bir poşette olduğu görülüyor. Fakat ikinci görselde Nemo nasıl olduysa bildiğimiz ağzına düğüm atılmış bir poşette görülüyor.

5- Forrest Gump

Aynı sahnede nasıl oluyorsa ütü önce dik sonra yatık vaziyette duruyor. Deprem falan oldu herhalde ama paniklemeyelim diye bize söylemediler.

6- Gravity

Ortamda yer çekimi yok, her şey sağda solda uçuşuyor da hanımefendi sizin saçlarınız alnınıza yapışmayı nasıl başarıyor?

7- Titanic

Leonardo abimizi sıcak basmış olacak ki bir önceki karede var olan pantolon askıları bir sonraki sahnede yok.

8- Titanic (2)

Abi sen ne ara o siyah paltoyu çıkardın da bej renk ceketi giydin?

9- Harry Potter and the Order of the Phoenix

Bu hatta sihirbaz olmak varmış. Gece yatıyorsun başka tişört, sabah kalkıyorsun başka tişört. Bence güzel bir şey.

10-Teenage Mutant Ninja Turtles

Abi sen orada lensini mi düşürdün ne yapıyorsun, ne filmler dönüyor orada?

11- Shawshank Redemption

Artık sahne kaç kere tekrar tekrar çekilmişse abimizin sol kolu yorulmuş, yakın plan çekerken sağ kolunu kaldırmış.

12- Swordfish

Birileri çekim arasında koltuğa geçip biraz kestirmiş sanki.

13-Terminator 3: Rise of the Machines

Arabada sahte plaka kullanan çok gördüm ama uçakta sahte numara kullanan ilk defa görüyorum.

14- Pirates of the Caribbean: Curse of the Entirely Visible Crew Member

Arkadaşım burada film çekiyoruz, az ötede güneşlenir misin acaba? Bir de arkasını dönmüş, görünmediğini mi sanıyor ki?